Giyim Endüstrisinde İsraf Olan Kıyafetlere Ne Oluyor?

Giyim sektörünün çarkının moda ile döndüğünü söyleyebiliriz. Bu da şöyle ki, her sene farklı bir giyim tarzı moda oluyor ve giyim endüstrisi, bu popülaritenin kendisine daha çok kazandıracağını bildiği için modaya uygun kıyafetler üretmeye başlıyor. Hal böyle olunca insanlar, anlık zevk ve beğenilerle satın aldıkları ürünleri, bir müddet sonra giymemeye başlıyor.

Hatta bazıları, moda olsun olmasın sadece alışverişe, yani tüketime bağımlı olduğu için ihtiyacından fazla ürün satın alabiliyor. Birçok insan, tekstil sektöründeki israfın arka planında neler döndüğünü bilmiyor. Giymediğimiz, artık bizim için çöp niteliğini taşıyan kıyafetlere ne oluyor? İhtiyaçtan fazla tüketme ihtiyacının doğurduğu, haddinden fazla kıyafet üretimi ne gibi sonuçlar doğuruyor? Kısaca, bunca kıyafet israfı neden? Hadi gelin, bu soruların cevaplarına bir bakalım.

Meseleye alışveriş çılgınlığı noktasından bakacak olursak;

Çoğu insan, belki de hayatında hiç giymeyeceği veya bir kez giyip kenara köşeye fırlatacağı kıyafetleri satın alabiliyor. Hatta Manchester Üniversitesinde sosyolog olan Sophie Woodward’ın yaptığı bir araştırmaya göre, araştırmaya katılan kadınların, gardıroplarındaki kıyafetlerin ortalama %12’si aktif olarak kullanılmıyor. Bu da demek oluyor ki katılımcılar, bu kıyafetleri doğru düzgün hiç giymiyorlar.

ABD’de atık mahiyetindeki tüm tekstil ürünlerinin yaklaşık %85’inin çöpe atıldığı ya da yakıldığı, yapılan araştırmalarca ortaya konmuş durumda. Hatta ortalama bir Amerikalının, her yıl yaklaşık 37 kilo giysiyi çöpe attığı da tahminler arasında. Küresel oranlara baktığımızda, her yıl tahmini olarak 92 milyon tekstil ürünü atığa dönüşüyor. Yani bu oranlar neyi ifade ediyor derseniz, her saniye bir çöp kamyonu dolusu giysinin israfı diyebiliriz.

2030 yılına kadar tekstildeki bu israf oranlarının 134 milyona çıkacağına inanılıyor. Türkiye özelinde baktığımızda ise durum yine iç açıcı değil. Ticaret Bakanlığının yayımladığı, 2018 İsraf Raporu’nda, Türkiye’de 10 yıl öncesine göre kişi başına %60 daha fazla kıyafet üretimi yapıldığı görülmekte. Bu rakamlar bizlere insanların ihtiyacından daha fazla kıyafet tüketimi yaptığını gösteriyor.

Türkiye’de yapılan araştırmalar, tüketicilerin alışveriş yapma motivasyonlarının, sadece %51 oranla ihtiyaç odaklı alışveriş olduğunu ortaya koymakta. Yani tüketicilerin %49’u, ihtiyacı olmadan, farklı motivasyonlar ışığında alışveriş yapıyor. Türkiye’de bir yılda, sadece moda ürünlerine harcanan meblağ yaklaşık 6 milyar. Gördüğünüz gibi bu rakam, bir sürü yoksul ailenin karnını doyurabilecek orana eşit bir israfa karşılık geliyor.

Tüketimi tetikleyen temel motivasyon; değişen moda anlayışı.

Bir ürünün yenisinin çıkması; eskisine göre daha iyisi olmasını, aynı zamanda o ürünün moda olmasına yol açıyor. Sürdürülebilir tekstil üzerine çalışmalar yapan akademisyen, Chetna Prajapati, mevcut moda sistemini eleştirerek; bu sistemin yalnızca kısa süre için popüler olan giysileri ürettiğini ve bunun da yenilenemeyen petrol gibi yüksek hacimli kaynakların kullanılmasına yol açtığını ifade ediyor.

Sonuç olarak yukarıda da belirtildiği gibi israfa yol açan nedenlerle, birçok giyim ürünü büyük ölçüde çöpe gidiyor veya yakılıyor. Aynı zamanda Prajapati, eleştirisine moda çılgınlığının, su gibi değerli kaynakları da tükettiğini, bunun da çevre kirliliğine ve ekosistem dengesinin bozulmasına yol açtığını ekliyor.

Size şimdi moda endüstrisinin, dünya çapında, çevreye verdiği zarara dair daha somut örnekler verelim. Moda sektörü, tüm sera gazı emisyonlarının (sera gazlarının atmosferdeki miktarının) %10’undan sorumlu. Kıyafet üretimi için suya ihtiyaç olduğu da bilindiğine göre, bu sektörün, atık suyun %20’sinden mesul olduğuna da dikkatinizi çekmek isteriz. Sözün özü; modanın sürekli değişmesi, her daim daha iyisinin üretilmeye çalışılması, insanların hep ‘en olana’ ve daha fazlasına sahip olma arzularının dünyamıza zarar vermesi, yaşayan tüm canlılar için tehlikelidir.

İsrafı önlemek için alternatif yaklaşımlar: Bağış, geri dönüşüm veya sürdürülebilir tekstil. Peki bunlar gerçekten işe yarıyor mu?

Küresel giyim için kullanılan malzemenin sadece %12’sinin geri dönüştürüldüğü gerçeğini göz önüne alınca bu yöntemlerin gerçekten işe yarayıp yaramadığını elbette ki sorguluyoruz. ABD’de kâğıt %66, cam %27 ve plastik %29 oranla geri dönüştürülürken, tekstil bu oranların oldukça gerisinde.

Mesela ünlü markaların kullandığı, geri dönüştürülmüş polyesterlerin çoğu eski giysilerden değil, atık şişelerden oluşuyor. Bir de meselenin göz ardı edilen diğer tarafı, giydiğimiz giysilerin çoğunun üretiminde, farklı malzemeler kullanılması ve bunların geri dönüştürülebilmeleri için birbirinden kolayca ayrıştırılamamaları.

Akademisyen Prajapati, bu konuyu güzel bir örnekle açıklayarak şöyle diyor: ‘’Misal %100 pamuklu bir tişört ile polyesterden yapılan bir etiket ve dikiş için gereken iplikler birbirinden farklı bileşenler içerir. Sizin bunları etkili biçimde geri dönüştürebilmeniz için bu bileşenleri, el yardımıyla farklı liflere (her tür maddeyi oluşturan çok ince ve uzun parça, hayvan, bitki, mineral gibi doğal maddelerden elde edilen ince iplikçik) ve malzeme türlerine göre ayrıştırmanız gerekir ki bu da yoğun bir emek ister. Yani bunun için vasıflı bir iş gücüne ihtiyacınız olduğunu unutmayın’’.

Eski kıyafetleri israf etmeden, elden çıkarmanın popüler olan diğer yöntemleri ise ikinci el kıyafetlerin satıldığı pazarlar veya giysilerin bağışlanabildiği hayır kurumları. Hatta markaların ihracat fazlaları, bu pazarlarda daha düşük ücretlere satılabiliyor. Veyahut bazı sivil toplum kuruluşlarına bağışlanan bu ürünler, kuruluşlar tarafından geri dönüşüm fabrikalarına satılabiliyor ve böylece kurumlar, toplulukları için fon elde edebiliyor. Tabii bu yöntemler, yine de tüketicilerin satın alma talebini ve üreticilerin bu talebe karşılık daha fazla giysi üretimini büyük oranda engelleyen çözümler olmuyor. Sonuçta kapitalizmin çarkı her daim dönüyor.

İşte bu noktada, sürdürülebilir bir anlayışın devreye girmesi gerektiğinden söz edebiliriz. Bu tip bir yaklaşımın, etkili olabilmesi için de tabii ki giyim endüstrisinde temel değişiklerin yapılması gerekiyor. Mesela kumaşların, giysilerin ve liflerin geri dönüşümlerini kolaylaştıracak bir teknolojinin devreye girmesi lazım.

Yukarıda Prajapati’nin, giysileri geri dönüştürmenin o kadar kolay olmadığından bahsettiğini belirtmiştik. Araştırmacı, sürdürülebilir giyimin mümkün olabilmesi için giysilerin daha tasarım aşamasında, geri dönüşümü kolaylaştıracak bir bakış açısının benimsenmesi gerektiğini ifade ediyor. Kendisi bu düşüncelerine örnek olarak; geri dönüşümü daha kolay olan kaynaklardan faydalanmak gerektiğini veya böyle kaynakları bulamıyorsak da tamamen yeni üretim malzemeleri yaratmamız gerektiğini söylüyor.

Kendisinin bozuk sütten giysi üretmek gibi, kulağa çılgınca gelen fikirleri de var.

Prajapati’nin bu düşüncelerine karşılık, somut adımlarla bu işe destek verenlerden de söz etmek yerinde olacaktır. Mesela önceden tasarımcı olan Renana Krebs, kendi tekstil markasını kurarken alglerden lifler ve boyalar yapmıştı. Moda devi birçok markanın da bu sürdürülebilir uygulamalara yönelik talebe, olumlu cevaplar vermeye başladığını söyleyebiliriz.

Mesela Zara, 2019 yılında, 2025 yılına kadar sadece sürdürülebilir malzemeler kullanarak üretim yapacağını duyurmuştu. Prajapati, bu yaklaşımın benimsenmesi sayesinde, yenilenemeyen kaynak kullanımı, CO₂ emisyonları (karbon emisyonları), su ve kimyasal kullanımı büyük ölçüde azalacağı için çevreye verilen olumsuz zararın da ortadan kalkacağını söylüyor.

Bir de sürdürülebilir yaklaşıma farklı açıdan bakanların olduğunu da eklemeden geçmemek lazım. Mesela Avustralya Vogue dergisinin sürdürülebilirlik editörü Clare Press, geri dönüşüm ve sürdürülebilir tekstil ürünü üretimi anlayışının israfa yönelik çözümün, önemli bir parçası olsa da moda endüstrisinin üzerimizdeki etkisini azaltmanın, tam olarak mümkün olmadığını söylüyor.

Editöre göre, bu etkinin düşebilmesi için biz tüketicilerin de davranışlarının değişmesi gerektiği aşikar. Yani Press, biz satın almaya devam ettikçe israfın devridaim olacağından bahsediyor. Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi yoruma yazabilirsiniz.

Kaynaklar: İnsamer, Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, +90, BBC

Yorum yapın

eryaman escort ankara escort